Psikanaliz açısından semptomlar neden sürer?

Semptom, bir hastalığın görünür halidir. Baş ağrısı, mide bulantısı, uyku sorunları, anksiyete, takıntılı düşünce ve davranışlar… Bunların hepsi semptomların bazı örnekleridir. Semptomları olan pek çok kişi, doğal olarak bu semptomlardan kurtulmak(!) ister. Semptomla çalışmak, semptoma yol açan nedenlerle çalışmaya göre daha öncelikli olsa da bu tercih, kişinin ya semptomlarının nüksetmesine ya da farklı bir semptomun ortaya çıkmasına yol açabilir.  Örneğin yüksek ateşi olan kişinin ateşinin yükselmesine yol açan nedenlere bakılmadan sadece ateşi düşürmeye yönelik bir müdahalede bulunulduğunda ateşin düşmesi sağlansa bile hastalığın tedavisi gerçekleşmiş sayılmaz. Kısa süreliğine düşen ateş, bir süre sonra yeniden yükselebilir.

Semptomun varlığı, vücutta bir şeylerin yolunda olmadığının göstergesidir. Bu göstergeyi yok ettiğimizde, yolunda gitmeyen şeylerin anlaşılmasını önlemiş oluruz. Arabanın arıza göstergesi yandığında, arabanın göstergesini yok etmeye değil, bu göstergenin yanmasına yol açan arızayı tamir ettirmeye çalışırız. Aksi halde arabayı sağlıklı bir şekilde kullanmamız mümkün olmaz. Semptomlar da tıpkı arabanın arıza ışığı gibi bize bir şeylerin yolunda olmadığını gösterir. Ama bu gösterge, arabanın arıza göstergesi gibi bize arızanın nereye ait olduğunu göstermeyebilir. Çünkü semptomların ortaya çıkma nedenleri bazen bilinçli olarak fark ettiğimiz nedenlerdir, bazen de bilinçdışında olan fark edemeyeceğimiz nedenlerdir. Bilinç düzeyinde olanı görmek kolayken, bilinçdışında olanı fark etmek ancak psikanalizde veya psikodinamik terapide çalışılarak anlaşılabilir.

Psikanalize göre semptom, kişinin içsel çatışmalarının ardından varılan uzlaşma sonucu ortaya çıkar. Hepimiz doyurmak istediğimiz sayısız arzuya ve dürtüye sahibiz. Bu arzuların ve dürtülerin bir kısmı değerlerimiz, inançlarımız, vicdanımız yani süperegomuz (üst benlik) tarafından kabul görmeyebilir. Kabul görmeyen bu arzular, savunma mekanizmaları tarafından bilinçdışına gönderilir ve farklı bir forma dönüşür. Gerçekleşen bu işlem, bilinçli olarak değil bilinçdışı olarak yapılır. Örneğin annesine duyduğu agresyon nedeniyle ona vurma arzusu olan kişi, değerleriyle çatıştığı için bu arzusunu bastırır, ardından kullandığı savunma mekanizmasının türüne göre kişide farklı semptomlar veya davranışlar ortaya çıkar. Örneğin “konversiyon” savunma mekanizması devreye girdiğinde kişinin elinde kasılma, “reaksiyon formasyon” savunma mekanizmasında ise kişide annesine karşı aşırı nezaket, aşırı hassasiyet veya aşırı fedakarlık görülebilir. Kişi uyguladığı savunma mekanizmalarının farkında değildir, rasyonalizasyon (akılcılaştırma) yaparak davranışlarını mantıklı gerekçelere dayandırabilir.

Semptomların ortaya çıkması bastırmanın sonucudur. Freud “Tutukluk, Semptom ve Kaygı” kitabında, semptomun egonun bir işlevi olduğunu belirtir ve semptom oluşumunun kastrasyon ve ayrılık kaygısı ile ilişkili olduğunu söyler. Freud’a göre hem kastrasyon kaygısında hem ayrılık kaygısında nesne kaybı söz konusudur. Obsesyonel nevrozda kompulsiyon davranışını ele alan Freud, bunu gelişim dönemlerinden biri olan anal döneme takılma ile ilişkilendirir. Histeride semptom oluşumundan yalnızca bastırmayı sorumlu tutarken, obsesyonda bastırmayla birlikte reaksiyon formasyon (karşıt tepki oluşturma) gibi savunma mekanizmalarının görüldüğünü belirtir. Yani bu görüşe göre; gelişim dönemlerinde yaşanan fiksasyon (gerileme, duraklama) ve bastırma semptom oluşumunun nedenidir.

 Semptoma yol açan bir diğer neden ikame doyum veya ikincil kazançların varlığıdır. “Bir semptom, askıda tutulan dürtüsel bir doyumun işareti ve ikamesidir; bastırma sürecinin bir sonucudur.” diyen Freud, herhangi bir organik nedene bağlı olmayan kusmadan mustarip histerik bir kadın hastayı bu duruma örnek olarak verir ve kadının semptomunu hamilelik arzusu olarak yorumlar.

Freud; “insanın ruhsal yaşamından anlayan herkes, insan için daha önce yaşanmış bir hazdan vazgeçmekten daha zor bir şey olmadığını bilir. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, karşılığında bir şey almadan hiçbir şeyden vazgeçmeyiz” der. Yani bir şeyden vazgeçebilmemiz için daha iyi bir seçeneğimizin olması gerekir.

Özetle, semptomda şu üç durum etkilidir; birincisi kişinin kaygı, suçluluk gibi duygulardan kaçınmak amacıyla gerçekleşen bastırma, ikincisi kişinin gelişim dönemlerinde yaşanan fiksasyon (gerileme, duraklama), üçüncüsü de kişinin semptom nedeniyle yaşadığı dolaylı tatmin veya ikincil kazanç.

Semptomlar, basit ve yüzeysel bir belirti değil, geçmişe ve bastırmaya dayalı bir sürecin sonucudur. Semptoma yol açan nedenler ele alınmadan sadece semptomla çalışmak yüzeysel bir müdahaleye ve semptomun yeniden ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu yüzden semptomlarla çalışırken; bastırılan bilinçdışı malzemenin bilince çıkması, içsel çatışmaların sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi, gelişim dönemlerinde yaşanan fiksasyonun ve geçmiş ilişkilerin terapi sürecinde ele alınması ve yeniden değerlendirilmesi önemlidir. Semptomların sona ermesi ancak derinlemesine bir terapötik çalışma ile mümkün olabilir.

Bilgi hakkında 822 makale
Bilgi Paylaştıkça Çoğalır - Bilgiciler.Com -

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*